MK ULTRA PROJESİ : ROBOTİK KATİLLER SUİKASTLERDE BAŞROLDE /// FETÖ’NÜN MK ULTRA PROJESİ ENGELLENSİN

Tamer Korkmaz : En iyi belge, İTİRAF’tır

Irak’ta görev yapmış bir ABD askeri olan Esteban Santiago, Florida eyaletindeki Fort Lauderdale Havaalanı’nda beş kişiyi öldürdükten sonra teslim oldu. Saldırganın geçen Kasım’da Alaska’daki FBI bürosuna giderek “Amerikan hükümeti bana zihin kontrolü uyguluyor. Zorla DAEŞ videoları izlettiriyorlar. DAEŞ’e katılmamı istiyorlar” dediği ortaya çıktı!

Ek’te bulunan YENİ NESİL SAVAŞ – PSİKOTRONİK SİLAHLAR adlı belgeyi mutlaka okuyun. Ek’ten indiremeyenler buraya tıklayarak indirebilirler.

Bu da haberin İngilizcesi.

1-6 Esteban Ruiz Santiago. Is a Targeted Individual who shot several people at a Fort Lauderdale Airport indiscriminatingly, which 5 people were killed. The media ran it that he was a lone gunman who had mental issues. But the message was clear to me that he was sending a message to the public that a terrible concern was happening in America. How do I know this? He was claiming to the FBI that he was getting Voice 2 skull and that he thought the CIA was after him. These are clear signs that he was trying to get help to trying to stop the attacks that was happening to him. Often times when you go to the government for help, they put you in the mental health system – completing ignoring the crimes at hand. I had a similar run in with the FBI, but fortunately, it did not result in a hospitalization, but it has happened to many Targeted Individuals.

fort lauderdale, cointelpro, electronic harassment, v2k, voice to skull, 5 people killed, fbi

__._,_.___

ABD’nin 20 Ocak’ta göreve başlayacak olan “Seçilmiş Başkanı” Donald Trump, kampanya esnasında (12 Ağustos 2016) aynen şöyle demişti:

“DAEŞ’i Başkan Obama kurdu…

Hilekâr Hillary de (Dışişleri Bakanı iken) buna yardımcı oldu!”

En iyi belge ya da delil, itiraftır…

Donald Trump’ın bir önceki ifşaatı da (yine başkanlık kampanyası sırasında) twitter’da “15 Temmuz’da 13 CIA ajanı Türkiye’deki darbeye yardım etti” diye yazmasıydı!

*

2014’te Türkiye’yi DAEŞ’ten petrol almakla suçlayan CIA kısa bir süre önce özür dilemek zorunda kalmıştı!

Ankara’ya DAEŞ iftirası atma bahsinde “kraldan bile daha kralcı” olan Washington’daki gazeteci kamuflajlı “etki ajanı” Tolga Tanış‘ın…

“CIA’in dahi özür dilemesiyle, Trump’ın ifşaatıyla yahut Esteban Santiago’nun deşifre ettiği hakikatle yüzleşebilmesi” ise asla mümkün değildir!

Mister Tanış, Haydut Devlet ABD’nin medyadaki yeminli dublajcılarındandır…

Baronsal Hürriyet’in, Tanış’ı Washington’daki temsilcilik görevinden alarak merkeze yani İstanbul’a tayin ettiğine dair dünkü haberler ilgiyle okundu. Etki ajanlığı Türkiye’de devam edecektir.

“Amerika’nın Sesi” Tolga Tanış, işbu ‘Görevimiz Tehlike’ misyonuyla ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü John Kirby‘nin idealindeki “gazeteci?”dir!

*

Amerika Birleşik Terör Devletleri’nin aleyhindeki “kaçışı mümkün olmayan” gerçek haberler, medyamızda hayli artış gösterdi.

Amerikan Yalanları’nın seri halde deşifre olması, Terörün Mühendisi ABD’nin ipliğinin pazara çıkması; John Kirby isimli şahsı adeta çıldırtmış durumda:

Bu küstah sözcü “Türk medyasındaki Amerikan karşıtı haberler durmalıdır; temelsiz suçlamalara dayalı bu haberler Amerikan vatandaşlarının hayatlarını tehlikeye atabilir” diye konuştu!

FETÖ’yü, PKK’yı ve DAEŞ’i Türkiye’ye saldırtan; bütün bu terör örgütlerinin derin patronu olan Katil Amerika hakkında yazılanların ziyadesiyle temeli var. Bu mevzuda; belgeden ya da kanıttan bol bir şey de yok!

Kendisini “Sömürge Valisi” sanan Kirby son açıklamasıyla edepsizliğin şahikasına çıkarak; medyamızda “ABD ile alakalı gerçeklerin yazılmasının engellenmesini/sansürlenmesini” talep etmiştir.

Özelde Kirby’nin genelde ABD’nin “basın özgürlüğünden ne anladığı” işte bu sansürcü tavırda saklıdır!

Başta ABD olmak üzere Batılı devletler hakkındaki belgeli çarpıcı gerçeklerin dile getirilmesi halinde mi; Tolga Tanış’ın “Sam Amca”sının maskesi düşer, hakiki yüzü ortaya çıkar…

Yani “sansür talebi, baskı ve tehditler” birbiri ardına gelir.

Bu, hep böyle olmuştur!

Özellikle son dönemde, “Türkiye’de basın özgürlüğünün sıklıkla ihlal edildiği” savıyla gürültü koparan ABD makamları; şu son günlerde “Türk Medyası, Amerika ile alakalı haberler konusunda durmalıdır, susmalıdır” talebiyle CIA’klıyor!

Hal böyleyken…

Bir kere daha “şahane çifte standartlar sardı, dört bir tarafımızı” diyoruz!

Kirby’nin sözcülüğünü yaptığı ABD’nin medyasında yer alan güya “itibarlı!” New York Times, vaktiyle yazdığı “kitle imha yalanlarının” ayıbını halen daha temizleyebilmiş değil!

Burası, Bağımsız Müslüman Türkiye‘dir:

FETÖ’nün+PKK’nın+DAEŞ’in derin patronu olan Haydut Devlet Amerika’nın bilumumsözcüleri; gerçekleri yazmamızı asla engelleyemezler!

YEN NESL SAVA – PSKOTRONK SLAHLAR.pdf

ÖZEL DOSYA : 17.05.2006 DANIŞTAY SALDIRISININ (ALPASLAN ARSLAN) FAİLİ FETÖ ÖRGÜTÜ’DÜR /// İŞTE DELİLLERİ

DANIŞTAY DAVASI : Danıştay saldırganı Alpaslan Arslan’ın Gülen Bağlantısı

Hatırlayalım, Danıştay saldırganı Alpaslan Arslan, Ergenekon Ana Davası’ndaki çapraz sorgusunda Fethullah Gülen tarikatıyla olan irtibatını anlattı. Duruşmayı takip edenler hatırlarlar. Alpaslan Arslan saldırı öncesinde Danıştay Başkanı Mustafa Birden’in adresini ve telefon numarasını Fethullah Gülen’in yeğeni Kemalettin Gülen’den aldığını söyledi. Arslan, Elazığ’da yaşadığı dönemde sık sık Işık Evleri’ne gittiğini ve Fethullah Gülen’e bağlı olduğunu ifade etti.

Danıştay İkinci Daire üyesi Mustafa Yücel Özbilgin’i öldüren ve Danıştay Başkanı Mustafa Birden ile birlikte 4 kişiyi silahla yaralayan Alparslan Arslan, Fethullah Gülen Tarikatıyla olan bağlantısını Ergenekon duruşmasında çok net bir şekilde anlattı. Ancak mahkeme üyeleri de aynı cemaatten olunca sümen altı edilmesi, üstünün kapatılması normal. Geçtiğimiz günlerde FETÖ ÖRGÜTÜ’ne yönelik operasyonlarda Ergenekon davasına bakan 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin heyet üyeleri Hakim Sedat Sami Haşıloğlu, Hasan Hüseyin Özese ve Hüsnü Çalmuk tutuklandı. Savcılardan Zekeriya Öz verdiği gizli bilgiler sayesinde firar etti ve şu an Alman istihbaratının kontrolünde yaşıyor. Savcı Osman Şanal’da 1 hafta önce tutuklandı. Diğer savcılarında akıbeti aynı.

17 Mayıs 2006 tarihinde Alparaslan Arslan’ın arabasından 13 Şubat 2006 tarihli Vakit Gazetesi’nin bir kopyası bulunmuştu. “İşte o üyeler” manşetiyle çıkan gazete, türban kararının altında imzası bulunan Danıştay üyelerini hedef gösteriyordu.

Alpaslan Arslan, Ergenekon Davası’nın 2010 yılındaki duruşmasında kendisine o gazeteyi gösteren kişiyi açıkladı. Bunu da hatırlıyorsunuz değil mi yada medyadan takip etmişsinizdir. Alparslan Arslan, Vakit gazetesinin Danıştay hakimlerini hedef gösteren haberini kendisine gösteren kişinin Fethullah Gülen’in yeğeni Kemalettin Gülen olduğunu açık açık söyledi. Alpaslan Arslan, Danıştay saldırısından bir hafta önce Kemalettin Gülen’in bürosuna gitti. Kemalettin Gülen burada Alpaslan Arslan’a, Danıştay hakimi Mustafa Birden’in adresini ve telefon numarasını da verdi.

Alpaslan Arslan’ın Fethullah Gülen’in yeğeni Kemalettin Gülen hakkında söyledikleri benim 116. duruşmada söylediklerimi hatırlattı. İsteyenler duruşma tutanaklarından ilgili bölümü okuyabilirler. Ben, Alpaslan Aslan’a “neden bu saldırıyı yaptın” diye sordum; Aslan da “Beni Fethullahçılar yönlendirdi, pişmanım” demişti. Bu açıklamanın az öncesine gidip Alpaslan’a bu soruyu nasıl ve ne şekilde sorduğumu anlatayım. Böylece kapalı kapılar ardında ne dolaplar döndüğünü gözünüzde canlandırabilirsiniz. Benim FETÖ ÖRGÜTÜ ile tek yönlü muhabbetim 2001 yılının Şubat ayında başlıyor. Nasıl ve ne şekilde başladığını kısaca özetliyorum.

Fetullahçı İstihbaratçıların ilgi alanına 2001 Şubat ayında girdim. Bana kendileri için çalışmam şifai olarak telkin edildi öncelikle. Tam tarihini hatırlamıyorum ama telefon kayıtları hala saklanıyorsa tam tarih buradan çıkarılabilir. Şubat 2001 tarihinde (15 Şubat olabilir) tanımadığım bir numaradan arandım ve bana istihbarat servisi için çalıştığını söyleyen Yılmaz adlı birisi (Soyadını bilmiyorum ama 0543-533-1769 no’lu telefonumun kayıtları incelenirse kimin üzerine kayıtlı olduğu bulunabilir) benimle yüz yüze görüşmek istediklerini söyledi ve bir ofis adresi verdi. Ben de akabinde İstanbul Mecidiyeköy’de bulunan bu ofise gittim. Burada eğer görürsem hatırlayacağım 3 kişi bulunuyordu. Şık bir ofisti. Bana önce çay ikram ettiler, halimi hatırımı sordular. Daha sonra istihbari faaliyetlerim hakkında bilgi sahibi olduklarını ve kendileri için çalışmak isteyip istemeyeceğimi sordular. Ben kibarca reddettim. Bunun üzerine eğer tekliflerini reddedersem devlet için yapmış olduğum istihbari faaliyetlerimin engelleneceğini ve ileride çok sıkıntılar yaşayacağımı söylediler. Üstü kapalı olarak tehdit ettiler. Ben yine red edince konuşma sona erdi ve ofisten ayrıldım.

Bu konuşmadan aşağı yukarı 1 hafta kadar sonra bir akşam oturduğum apartmanın otoparkına arabamı park ederken yanımda koyu renk ve camları filmle kaplı bir minivan (Hatırladığım kadarıyla) durdu. Yan kapısı açılınca yüzleri koyu renk maskeli 2 kişi direnmeme rağmen kollarımdan tutarak zorla araç içine aldılar. Bana ses çıkarmamamı yoksa önce beni sonra da ailemi öldüreceklerini söylediler. Gideceğimiz yere varınca yine kollarımdan tutarak aşağı indirip bir süre yürüttüler ve bir sandalyeye oturttular. Burada bana devletin bir birimi için çalıştıklarını ve beni de bazı operasyonlarda kullanmak istediklerini söylediler. Ben itiraz edince de işkence yaptılar. Ancak seslerinden çıkarabildiğim kadarıyla 1 hafta kadar önce Mecidiyeköy’deki ofiste benimle konuşan kişiler değillerdi. Bu kişiler muhtemelen farklı bir gruptu. Geçmiş zaman olduğu için bazı önemli detayları hatırlamakta zorluk çekiyorum, bu yüzden beni bağışlayın.

İşkence 2 gün kadar sürdü. Ben istedikleri gibi bir cevap vermedim. Daha sonra sanıyorum devam ettirmenin gereksiz olduğunu düşündüler ki beni tekrar yüzümü kapatarak bir araca bindirdiler ve gece yarısı Fikirtepe civarında evime yakın bir yerde indirdiler. Ben bu olaydan sonra konuyu aydınlatırlar düşüncesiyle MİT’in Beşiktaş’ta bulunan Bölge Müdürlüğü’ne giderek yazılı başvuru yaptım. Elimdeki dilekçeyi bina dışına çıkarak benimle görüşen yetkiliye verdim. İlgileneceklerini söyledi. Savcılığa da gitmeyi düşündüm uzun süre ancak aileme zarar verebileceklerini düşününce korktum ve vazgeçtim. Benim can endişem yok korkmuyorum ama aileme önem veririm. Bundan dolayı çekimser kaldığımı söyleyebilirim.

Bu olaydan sonra uzun bir süre farklı farklı araçların beni her yerde takip ettiğini fark ettim. Fark ettim diyorum çünkü tesadüf olamayacak şekilde ve adeta kendilerini gösterir tarzda bir takip idi. Açıkçası saklanmıyorlar ve kendilerini belli ediyorlardı. Ben bu araçların plaka numaralarını ve içindeki şahısların eşgallerini ve diğer ayrıntıları hemen Ajandama not ettim. Bu arada şunu da özellikle belirteyim. Kaçırılma olayından sonra ailem ne olup bittiğini tahmin ettiği için (Ben aileme hiçbir zaman işkence gördüğümü söylemedim, arkadaşlarımda kaldım, kavga ettim gibi farklı şeyler anlattım) Feneryolu Kadıköy’deki evimizi satarak Maltepe Kadıköy’de başka bir eve taşındık. Benim bu araç plakalarını ve şahısların eşgallerini ayrıntılı olarak kaydettiğim ajandam bu Maltepe’de taşındığımız eve girilerek gizlice alındı. Ev’den bu ajandam dışında bilgisayarımın hard diski de beraberce götürüldü. O zaman bunun basit bir hırsızlık olmadığını çok net bir şekilde anladım. Bunu MİT BÖLGE MÜDÜRLÜĞÜ’ne telefon ile bildirdim. Eğer Maltepe’deki evimizin telefon numarasının o dönemki telefon kayıtları arşivden bulunursa BÖLGE MÜDÜRLÜĞÜ ile yaptığım tüm görüşmeler görülecektir.

Maltepe’deki eve taşındıktan sonra da aynı takip devam etti. İstihbari çeşitli yöntemler kullanılarak bana zaman zaman kontrol altında tutulduğum mesajı verildi. Bazen arabamı tehlikeli şekilde sıkıştırma, bazen silah gösterme, bazen isimsiz tehdit telefonları gibi tacizler devam etti. Tabi bu taciz takibi sürerken aynı grup kız kardeşimin eşini de yani eniştemi de takip etmeye başladılar. Eniştem o dönem DOĞUŞ OTOMOTİV Firmasında 2. El araçların satışından sorumluydu. Maalesef taciz takibi yüzünden işinden rahatsızlanarak ayrılmak zorunda kaldı. Bu olaylardan sonra vücudumda ve zihnimde anormallikler olmaya başladı. Evde iken vücudumun belirli bölgeleri aşırı ısıya maruz kalıyordu. Aynı zamanda kafamın içinde sesler duymaya başladım. Telsiz sesleri, insan sesleri gibi. Bunlar devam edince bir tanıdığımız vasıtasıyla emekli bir Askeri doktora gittim. Psikiyatriste yaşadıklarımı anlatınca bana HASSAS TAKİP & MK ULTRA TEKNOLOJİSİ’nden bahsetti. Bu tacizin etkilerini azaltmak için bir süre düzenli olarak ilaç kullandım. 2003 yılına kadar çalışmalarıma İstanbul’da devam ettim. 2003 yılında baskıya dayanamayarak Düzce iline yerleştim. Düzce iline yerleşmeden önce Koçbank’ın Kozyatağı semtinde bulunan iş merkezinde Servis Müdürü olarak çalışıyordum. Baskı artınca istifa etmek mecburiyetinde kaldım. Sosyal Sigorta kayıtlarımı arzu etmeniz halinde delil olarak arz edebilirim.

Burada da aynı kontrol ve takip devam etti. Aynı zamanda İstihbari faaliyetlerime devam ettim. 0543-533-1769 nolu telefonumun HTS KAYITLARI 13. AĞIR CEZA MAHKEMESİNDE (Dava şimdi Yargıtay’da olduğu için bu kurumun arşivine de gelmiş olabilir) bulunuyor. Bu istihbari faaliyetlerim devam ederken hangi istihbaratçılarla irtibatta olduğumu o kayıtlardan görebilirsiniz. Halen Düzce İstihbarat Şubesi’nde görevli Nail bey ile zaman zaman görüşüyorum. Evime yakın bir yerde oturuyor. O dönem İstihbarat Şubede görevli Hasan bey ve Nail bey vasıtasıyla elde ettiğim istihbaratı bu kanal üzerinden İstihbarat Şube ile paylaştım. Bu kapsamda yaptığım görüşmeler Yargıtay arşivinde mevcut, oradan alıp tapeleri dinleyebilirsiniz. Hatta bu ekip ile o kadar samimi idim ki evime de gelir giderlerdi. Ama tutuklandığım esnada hiçbir şekilde yardımcı olmadıkları gibi bu tarihten sonra ne telefonlarıma çıktılar (Nail bey hariç) nede beni gördükleri zaman selam verdiler. Bu taciz takibi 22.Ocak.2008 tarihine kadar zaman zaman sürekli zaman zaman aralıklarla devam etti. En sonunda 22.Ocak.2008 tarihinde 3. Dalgada yapılan operasyonla malum Fetullahçı ve Kaçak Savcı Zekeriya ÖZ’ün emri ve ALİ FUAT YILMAZER’in ve grubunun direktifi ile tutuklandım.

Gerisi mâlum. 36 ay 1 hafta tarafıma yönelik şiddet, baskı, taciz takibi ve komployu sayın Hakim heyetine ısrarla anlatmaya çalıştım. Hatta Emniyet İstihbarat eski Başkanı Ramazan Akyürek’e devlet için yapmış olduğum istihbari çalışmalarımı gizledikleri ve ayrıca bilgisayarımda bu kapsamda yapılan yazışmaların olduğu hard diski de mahkemeden gizledikleri için davalar açtım ama o dönem Yargı erkinde Fetullahçıların güçlü olmasından dolayı bir sonuç alamadım. Son mahkemede (Tahliye olduğum gün çıktığım son duruşma) anlattıklarımın hepsinin belgeli ve doğru olduğunu istenirse YALAN MAKİNESİNE dahi girebileceğimi söyleyince o duruşmanın akşamı tahliye oldum.

Tahliyemden sonra 1 sene kadar taciz takibi Düzce’de devam etti. Hakkımda asılsız iddialar ortaya attılar ve yaymaya çalıştılar. Yine bu kapsamda Düzce Cumhuriyet Savcılığı’na resmi suç duyurusunda bulundum. Aynı zamanda TBMM YASADIŞI TELEKULAK KOMİSYONU’na dilekçe gönderdim. Ama maalesef bir sonuç alamadım. Çünkü o dönem henüz PDY (Paralel Devlet Yapılanması) ile AK Parti arasında bir sorun yoktu. FETÖ’cü hakim ve Savcılar görevinin başındaydı ve FETÖ aleyhine verilen tüm suç duyuruları örtbas edildi yada takipsizlik verildi. Halen bu istihbari faaliyetlerime devam ediyorum.

Neyse, ben Danıştay Saldırısında FETÖ ÖRGÜTÜ’nün nasıl bir rolü olduğunu aktarmaya devam edeyim..

Bu açıklamanın az öncesine gidip Alpaslan’a bu soruyu nasıl ve ne şekilde sorduğumu özetleyerek anlatmaya çalışayım. Tutuklandığımızda bir şey dikkatimi çekti. Ben tüm tutuklananların Fetullah Cemaatine anti patisi ve nefreti olduğunu gözlemledim. Hatta bazıları bu örgütün gadrine de uğramışlar, aynen benim gibi. Dolayısıyla bir suçumuz yokken tutuklanınca hepimiz bunun bir operasyon olduğunu net olarak gördük. Özellikle hiş ilişkimiz yokken DANIŞTAY SUİKASTİ, HRANT DİNK CİNAYETİ, RAHİP SANTORO CİNAYETİ, CUMHURİYET GAZETESİNİN BOMBALANMASI gibi olayların üzerimize bırakılması bunun sadece bir operasyon değil dantel gibi işlenmiş ULUSLAR ARASI bir İSTİHBARAT PLANI olduğunu anlamamızı sağladı. Özellikle delillerin hukuki hiçbir geçerliliğinin olmaması, dijital delillerin kurgu ve sahte olması, sanıklar hakkında dava öncesinde illegal izleme ve ortam dinlemeleriyle yasa dışı delil toplanması ve bazılarının yandaş medya organlarında yayınlanması, hukuksuz bir davada her şeyin bu kadar aleni olmasına rağmen 1 hakim dışında (Köksal Şengün) tüm hakimlerin yıllarca tutukluluk halinin devamına karar vermesi ve bu dosyanın çöpe atılması yerine sahici olarak yürütülmesi biz de böyle bir düşünce oluşturdu.

Bunları düşününce ben Danıştay saldırısının kesinlikle FETÖ Örgütü işi olduğuna karar verdim. Ve kilitte Alpaslan Arslan’dı. Duruşmalar devam ederken Alpaslan’da anormallikler başladı. Kimine göre deli taklidi yapıyordu, kimine göre Zihin Kontrolü yapılıyordu. Ben de ceza muafiyeti almak için numara yaptığını düşünüyordum. Tahmin ettiğim de oldu. Mahkeme heyeti Alpaslan’ı Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’ne müşahade için gönderdi. Benim bir şekilde kendisine yakın durmam ve kafamdaki soruları sormam gerekiyordu, çünkü bu cezaevinde mümkün değildi. Farklı koğuşlardaydık. Benim de Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’ne sevkim gerekiyordu. Bu nedenle ben de bir gece koğuşumda 1 kutu mide ilacı içtim. 10 dakika sonra fenalaşınca koğuşumun İMDAT butonuna basıp Gardiyanları çağırdım. Dilim aşırı şiştiği için konuşamadım ama Gardiyanlar şişliği fark edince intihara teşebbüs ettiğimi anladılar. Ve beni o gece önce Silivri Devlet Hastanesi’ne sonra da Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’ne sevk ettiler. İlk birkaç gün müşahade altında tutulduğum için Alpaslan’ın odasına yaklaşamadım. 3. Günün sonunda müşahade bitince hastane içinde rahatça dolaşmaya başladım. Ve fırsatını bulunca Alpaslan’ın odasının önüne geldim. Alpaslan sırtüstü yatıyordu. Ellerini başının arkasında birleştirmiş kendi kendine söyleniyordu. Önce dikkatini çekmek için yüksek sesle anne ve babasından selam getirdiğimi söyledim. Bunu birkaç kez tekrarlamak zorunda kaldım ve nihayet dikkatini çektim. Burada neler anlattığımı ve onun neler dediğini uzun uzadıya anlatmayacağım. Ama özetle şunu söyledim.

“Alpaslan bak, seni anlıyorum. Bir halt ettin ve bunun farkında mısın bilmiyorum. Ama farkında olsan iyi olur. Çünkü senin yüzünden uluslar arası FETÖ’cü çete ve CIA bu saldırıyı zıplama taşı yaparak ülkenin önde gelen yurtseverlerine operasyon yaptı. İleride de yapacakları ve ülkeyi kendi istedikleri gibi dizayn etmeye çalışacakları gün gibi aşikar. Sana çok net bir soru soracağım. Kendin mahkeme sorgusunda Fetullahçılarla aranın çok iyi olduğunu söyledin. Bu saldırıya seni onlar mı yönlendirdi ? yoksa kendi kararın mıydı ? diye sordum. O da evet beni Fetullahçılar yönlendirdi pişmanım ! diye cevap verdi. O an bulunduğu şartlar ve özel durumu nedeniyle yalan söyleyecek bir nedeni ve imkanı yoktu. Söylediğine bugün de samimiyetle inanıyorum. O cevabı aldıktan birkaç gün sonra Hastane yönetimi benim akıl sağlığım da bir sorun görmediği için cezaevine geri gönderdi. O da cezaevine geldiğinde ilk duruşmada ona bu soruyu sordum ancak sanıyorum Cemaatin gücünden çekindiği için “HATIRLAMIYORUM” diye cevap verdi. Hakimler de rahat bir nefes aldılar.

Duruşmalar devam ederken Kemalettin Gülen’i cemaatten tanıdığını söyleyen Arslan’a Fetullahçı hakim Hasan Hüseyin Özese, “cemaatten başka kimleri tanıyorsunuz?” diye sordu. İsimleri sayamayacağını belirten Arslan bu soruya şöyle yanıt verdi:

“ELAZIĞ KOVANCILAR’DA 10 YIL YAŞADIM. ÜNİVERSİTEYE ORADA HAZIRLANDIM. ORADA FETHULLAH GÜLEN CEMAATİ İLE HAŞIR NEŞİRDİM. DERS ÇALIŞIYORUZ DİYE EVLERE GİDER, FETHULLAH GÜLEN’İN KASETLERİNİ İZLERDİK. FETHULLAH GÜLEN’E BAĞLIYIM, KENDİSİNİ ÇOK SEVİYORUM.”

2010 yılındaki duruşmada Arslan’a Ergenekon belgelerini nereden aldığı sorulmuştu. Aslan, bu soruya da yanıt verdi. Aslan, Fehmi Koru’nun Taha Kıvanç adıyla yazdığı yazıları düzenli takip ettiğini söyledi.

Sayın Yurtseverler, bugün geldiğimiz nokta da gizemli FETÖ ÖRGÜTÜ’nün tüm istihbarat operasyonları gün yüzüne çıkıyor. Şimdi sıra Hrant Dink cinayetinde. Bu cinayetin planlayıcısı, azmettiricisi ve uygulayıcısı olan sivil, asker ve polis tayfası şu anda hakim önünde terliyorlar. Ardından sıra Danıştay saldırısına gelecek.

Arkasından kim bilir belki bu dosya açılacak.

FETÖ ÖRGÜTÜ DOSYASI : Yaşar Kutluay’ı Mossad ve Gülen mi şehit etti ? /// http://www.ozelburoistihbarat.com/teror/feto-orgutu-dosyasi-yasar-kutluayi-mossad-ve-gulen-mi-sehit-etti-637

Değerli Yurtseverler,

Biz hep FETÖ ÖRGÜTÜ’nü anarken CIA’nin yetiştirdiği ajan şebekesi diyoruz. Bunu söylememizin bir sebebi var. Aşağıdaki makaleyi okuyunca sanıyorum daha iyi anlayacaksınız.

Kozmik savaşlar ve zihin kontrolü ile yönetilen Suikastçiler

Haşhaşiler’den Jön Masonlara[1] isimli kitapta, Hasan Sabbah (1034-1124)’ın “Haşhaşi” olarak bilinen fedâilerinin tarihçesi anlatılmıştı. Batılılar’ın “Assassins-Suikastçılar, katiller”dedikleri, kendilerinin ise dinin esaslarını “Esasiyunu” koruduklarına ve “Sır Bekçileri” olduklarına inanan bu adamlar, tarihin en eski suikast örgütlerindendi. Derviş, dilenci veya tüccar kılığında cinayet işleyecekleri yere gönderilir, burada halkın arasına karışarak, uzun süre kendilerini farkettirmeden kamufle olurlardı. Bir yandan kurbanlarını izlerken, diğer yandan işlerini bitirinceye kadar dikkat çekmemeye çalışırlardı. Suikast öncesi hazırlıkları çok gizli yürütseler de cinayet sonrasında, herkesin gözü önünde, kalabalıkların ortasında neredeyse törenle işlerini tamamlıyorlardı. Câmiler gibi halkın en fazla bulunduğu yerler onlar için en uygun mekânlardı. Neredeyse gösteriye dönüşen bu kan dökme eyleminde, kurbanın öldürülmesi yetmiyor bir de ibret-i âlem için öldürülenin neden bunu hakettiğine dair ayaküstü vaaz bile veriyorlardı. Amaç yüreklere korku salmak, düşmanları sindirmekti ki, bunu da başarıyorlardı.

Hasan Sabbah’ın fedâilerini afyonla kendine bağladığı, onları uyuşturduğu ve bu köle askerlerden kendisine çok tehlikeli bir ordu kurduğuna inanılıyordu. Tabii bu sadece afyonun etkisi ile olacak iş değildi. “Haşhaşilerin”, Alamut Kalesi’ndeki “Yaşlı Adam”a imânları tamdı, onun “Seçilmiş kişi”olduğuna iknâ olmuşlardı. Cennete gidebilmek için onun kurallarına uyulması ve her dediğine sorgusuz itaat edilmesi gerektiğine inanıyorlardı. Bu yüzden onun için gözlerini kırpmadan ölüme gidiyorlardı…

Hasan Sabbah’ın Haşhaşileri’nden günümüze, suikast örgütlerinde kullanılan teknikler kuşkusuz çok değişti. En önemli değişiklik kanımca bu işleyişte kullanılan “fedâilerde” artık gönüllülük esasına bile ihtiyaç duyulmaması. Dünyanın belli başlı güçleri halktan gizledikleri pek çok teknolojiyi sonuna kadar kullanmaktalar. Zihni yönlendirilebilen insanlar, hatta ülkeler kozmik savaşların oyuncağı haline gelebiliyor artık.

*Beyni Yıkanmış Katiller*

Beyin yıkama tekniklerinin 1930’lu yıllarda KGB tarafından Rusya’da, 1949’da Çin’de uygulandığı biliniyor. 1950’li yıllara girilirken Kore’de, savaş esirlerinde beyin yıkama ve zihin yönlendirme çalışmalarının yapıldığının saptanması üzerine CIA (Amerikan Merkezi İstihbarat Teşkilatı), bu yarışta geri kalmamak adına 1953 yılında MK- Ultra projesini başlattı. CIA, gizli zihin denetim programını, soğuk savaş döneminde ele geçirdikleri Rus casusları sorgulamakta da kullanacaktı.

“Manufacturing Killers Utilizing Lethal Tradecraft Requiring Assasination”, özetle, kitlesel suikastlar düzenleyebilecek ölümcül katil yetiştirme programı diyebileceğimiz “MK-Ultra Projesi”*[2]*, beyni yıkanmış köle katillerin yetiştirilmesini hedefliyordu. Çoğunlukla, cinayet işleyeceklerinin farkında bile olmayan bu insanlar, özel çipler, ilaçlar ve maruz kaldıkları beyin yıkama seansları neticesinde, gözünü bile kırpmadan adam öldüren suikastçilere dönüşüyorlardı.

Peki bu iş nasıl yapılıyordu? Farklı frekanslarla beyin dalgalarına etki etme gayreti Tesla’dan beri deneniyordu. Tesla ses dalgalarını havada ışık hızıyla giden elektromanyetik radyasyona dönüştüren bir aygıt tasarlamıştı. Çok daha geliştirilerek CIA tarafından bu tekniklerin yalnızca savaş esirleri üzerinde değil, yabancı liderlerin zihinlerini kontrol etmek üzere de kullanılmaya çalışılacaktı. (“Project Mkultra, The CIA’s Program of Research in Behavioral Modification” isimli Amerikan Senato belgesinde, Fidel Castro başta olmak üzere pek çok liderin zihninin kontrolünün ele geçirilmeye çalışıldığı rapor edilmiştir. Zamanın CIA Başkanı Proje açığa çıktığında bunu yalanlayamamış ve hükümet yaşayan mağdurlarına yüklü tazminatlar ödemiştir. Anlayacağınız Jacob’s Ladder ve Manchurian Candidate gibi filmler sadece hayal ürünü değil aksine doğrudan bu projeden ilham alınarak senaryolarla çekilmişlerdir.

60’lı yıllara gelindiğinde projenin adı “MKSearch” olmuş ve bu alanda kullanılacak ilaçlar üzerinde çalışılmaya başlanmıştır. New York Times, 1973’de CIA ve Pentagon’un sürdürdüğü bu projeyi kamuoyuna aktardığı zaman yer yerinden oynasa da, zaten Watergate skandalı sırasında, deneye dair pek çok belge hızlıca imha edilmiş, geriye pek bir şey kalmamıştı.Resmi açıklamalar tüm projenin 1974’te dondurulduğunu ifade edecek ancak kitleler üzerinde bunun aksini ispatlayacak değişimler, gözlenecekti. Hiç vakit geçirmeden, aynı alanda çalışmalara devam etmek üzere, 1977’de Amerikan Psikotronik Derneği (USPA) kuruldu. Dernek, Zihin-beden-çevre ilişkileri bilimi; madde-enerji ve bilinç etkileşimleriyle ilgili disiplinler arası çalışmalarla ilgilenmek üzere kurulmuştur. İnsanlarındavranışlar ve hareketlerini etkilemeyi amaçlayan kognitifzihinsel çalışmalar üzerinde çalışmaktaydılar.Bu çalışmalar beyin gücüne etki edebildiğiniz her organizmayı harekete geçirme, hatta kitlesel bir imha silahına bile dönüştürebileceği esasına dayandırılıyordu.

CIA 1970-1995 yılları arasında yine boş durmayacak, Muammer Kaddafi’yi aramak için Blue Bird, Manuel Noriega için ise 1983 yılında Land Broker projesi başlatacaktı. Kuşkusuz “Psikotronik Savaşlar” konusunda sürdürülen çalışmalarda Amerika yalnız değildi; Rusya, Çin, İngiltere İsrail gibi pek çok ülke de bu alanda at koşturmaktadır.

“Teknoloji Büyücüsü” diye tanınan ve yirmiyıldan fazla bir süre ABD Yale Nöropsikoloji Başkanlığı yapan, Prof. Jose Delgado (1915-2011) “Beynin Elektrikle Uyarılması” konusunda 1946’da çalışmalara başlamış, 1952’de ilk sonuçları rapor etmişti. Delgado, beynin ilgili merkezlerine elektrik sinyalleri göndererek “kobay” olarak kullanılan insan ve hayvanlarda davranışları ve duyguları değiştirerek zihinlerini kontrol edebiliyordu.“Zihin Kontrolü Telegram”’ın “babası” diye anılan Prof. Jose Delgado, “niçin Telegram?” sorusuna, Amerikan Kongresi’nde 24 Şubat 1974 tarihinde açık açık şu cevabı verecekti; “Toplumumuzun siyasî kontrolü için bir psikocerrahî programına ihtiyacımız var. Amaç, zihnin fizikî kontrolüdür. Kendisine sunulan normdan sapan ferd, cerrahî olarak kesilip atılabilir. Ferd, en önemli gerçeğin kendi varoluşu olduğunu düşünebilir, fakat bu yalnızca onun bakış açısıdır. Bu bakışta, tarihî yaklaşım eksiktir. Oysa insanoğlunun kendi zihnini geliştirme hakkı yoktur. Bu tarz liberal bir yaklaşım kulağa hoş geliyor tabiî. Ancak, beyni elektrikî olarak kontrol etmeliyiz. Bir gün ordular ve generaller, beynin elektrikî uyarımıyla kontrol edilecektir.” 1975’e gelindiğinde Delgado beyin araştırmalarını, bilgisayara ayarlamayı başarmıştı bile.

Biliyoruz ki günümüzde bu alanda, bilinen elektromanyetik silahlar dan, radyohipnotik sistemlerden, elektronik harp, nöro-elektromanyetik frekans saldırıları, subliminal mesajlar, HAARP, Monarch Projesi gibi pek çok farklı teknik kullanılmaya devam ediyor.

Bütün bunları anlatma niyetim, gerçek dışı komplo teorileri aktararak insanları korkutmak değil. Tam tersine son derece önemli teknolojik gelişmelere dayandırılarak sürdürülen bu modern dünyanın yeni savaş yöntemleri konusunda belge ve bilgilerle insanları uyanık tutmayı hedefliyoruz.

Amacımız, ülke olarak içinden geçtiğimiz bu olağanüstü zor günlerde, beynimizin ayarları ile nasıl oynanmış olabileceğine dikkat çekmek. Uyduların, radyo televizyon vericilerinin, GSM istasyonlarının, hatta Pokemon gibi bilgisayar oyunlarının bile istenildiğinde sıradan beyin kontrol araçları haline geldiği günümüzde, gerek coğrafi, gerek siyasi önemi açısından ülkemizin, “Yeni Dünya Düzeni”ne hizmet eden güçler tarafından savaş üssü olarak görüldüğü de tecrübe ile sabit.. Şimdilik kısmen gizli sürdürülen kozmik savaşların ve elektromanyetik silahların sonuçlarına karşı korumak için ülke olarak önlemimizi almak zorundayız. Kimsenin artık, “görmedim, bilmedim, duymadım” deme lüksü yok. Çalışmalarımızla, konunun ne kadar önemli olduğunu bir kere daha gözler önüne sererek, siper savaşlar ve zihin kontrolü konusunda farkındalıkların arttırılarak, halkı bilinçlendirici kampanyaların başlatılmasını, teknolojik kalkanların konuşulmasını hatta konu ile ilgili bağımsız bir “Bakanlık”ın kurulmasını umuyoruz. Yoksa “Bad’el harab-ül Basara”, yani Basra harap olduktan sonra yapacak bir şey kalmayacak.Sahi, Basra’da zaten harap edildi değil mi?

Son olarak, projeyi yürüten kişiler ve ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU olarak çok tehlikeli sularda yol aldığımızın farkındayız. Okuduğunuz bu birkaç sayfalık not, konu ile ilgili çalışmalarımız devam ederken olağandışı bir durum yaşarsak, bir kenarda bulunsun diye tarihe düştüğümüz küçücük bir nottur da…

  1. Nalân YILDIZ, Haşhaşilerden Jön Masonlara, 2. Baskı, Kamer Yay., İst., 2016
  2. Alex Constantine, Virtual Government: CIA Mind Control Operations in America, Feral House, CA, USA, 1997

Erkut Ersoy

İstihbarat Uzmanı

ÖZEL BÜRO GRUBU

ÖZEL DOSYA : FETÖ ÖRGÜTÜNÜN ROBOTİK TETİKÇİLERİ CIA’NİN KONTROLÜNDE OPERASYON YAPIYOR /// TETİKÇİ ADAYINDAN AÇIKLAMALAR

Değerli Yurtseverler Merhaba;

Şu anda en popüler konu sanıyorum Fetullah Gülen ve Paralel Devlet’tir. Hangi gazeteyi hangi dergiyi açarsanız açın karşınıza mutlaka iki cephenin birbirlerine yönelttiği salvo ateşini okuyorsunuz. AKP hükümeti Fetullahçıları PARALEL DEVLET olmakla, Fetullahçılar ise AKP’lileri Faşist ve Anti-Demokrat olmakla suçluyor. Gerçi artık ses çıkaracak Fetullahçı Medyada kalmadı. Kalanların yarısı içerde yarısı CIA’nin korumasında ABD’de ve Avrupa’da. Özellikle taraflardan, Emre Uslu, Önder Aytaç, Süleyman Özışık, Ergün Güler, Nazlı Ilıcak, Abdurrahim Dilipak, Adem Yavuz Arslan, Bekir Hazar, Cem Küçük ve daha bilumum yazarlar kendilerine servis edilen belgelere dayanarak cephenin sıcak ateşini attıkları çıralarla daha da korluyorlar. Fetullahçı Basın üstadları ise şimdi ABD’nin korumasında oldukları için daha da hoyratça sergiliyorlar marifetlerini.

Peki Fetullah Gülen Cemaati yıllardır kamuoyunca bilinmesine rağmen neden şimdi gündeme geldi diye sormazlar mı adama. AKPARTİ hükümeti bunun sebebini KANDIRILMALARINA bağlıyor. Kimine göre bahane, kimine göre takiyye, kimine göre ise samimi düşünceler. Gören de 7 yaşındaki çocuğa elma şekeri verip elindekini almaya çalışıyorlar sanır. Nasıl bir kandırılma ise bu, anlaşılır gibi değil.

Ben Ergenekon Operasyonu başlamadan önce de Fetullahçı Yapılanma hakkında gerek Emniyet ayağı gerek Yargı ağı gerekse diğer unsurları hakkında ilgili kurumlara bilgi verip uyarmıştım. Sadece ben de değil hemen hemen her Ergenekon Sanığı hançerini yırtarcasına bu örgütün CIA TAŞERONU olduğunu söyledi. Sadece söylemedi eldeki delilleri de sundu. Ama Ergenekon Mahkemesinin biri dışında tüm üyeleri de zaten bu örgüt adına yargılama yapıyor olunca hiç biri dikkate alınmadı doğal olarak. Şimdi çoğu içerde dört duvar arasında volta atıp, geyik muhabbeti yapıyor.

Ergenekon Operasyonunda tutuklanıp mahkemeye çıktığımda da ilk savunmamda bu konuya tekrar dikkat çektim. Hatta o zaman kimselerin bilmediği, FETULLAHÇILARIN hedefinde olan kişilere nasıl yasadışı teknik takip yapıldığını ve bu takip ile elde edilen bilgilerin nasıl şantaj haline getirildiğini, itibar suikastleri düzenlendiğini, FETÖ’nün çok sayıda uyuyan hücresinin Türkiye’de gündemi değiştirecek operasyonlar için STAND BY durumunda beklediğini taa o zamanlar 2008 yılında başlayan mahkeme kovuşturmalarında dile getirmiştim. Ama herhalde sakalım olmadığı için ciddiyetim konusunda ikna edemedim. Daha doğrusu kime ne anlatacaksın.

Tutuklayan POLİS FETÖ’cü, iddianame düzenleyen SAVCI FETÖ’cü,, yargılayan HAKİM FETÖ’cü olunca boşa kürek çekmiş olduk.

FETÖ ÖRGÜTÜ ile ilgili Ergenekon Mahkemesine de ayrıntılı olarak bilgi verdim. Dikkat edin ilk bilgi verdiğim tarih 05 Mayıs 2009.

ERGENEKON HÜKÜMLÜSÜ ERKUT ERSOY’UN 24.09.2010 TARİHLİ MAHKEME İFADESİ İNDİRME LİNKİ : https://yadi.sk/i/4mRavLe-34dkNk

Yani Ergenekon Mahkemesinin başlamasından 7 ay sonra. Daha o zamanlar bu itibar suikastleri ve yasadışı ortam dinlemeleri kamuoyu tarafından bilinmiyordu. Fetullahçı Paralel Devlet lafları ortada yoktu. Ama bakıyorum şimdi herkesin ağzına sakız olmuş, bir Fetullahçı Şebekedir, bir Paralel Devlettir, bir CIA’dir, bir KÜRESEL GÜÇ’tür gidiyor.

Baktım ki başvurduğum tüm resmi kurumlar bir boşvermişlik içinde ben de durumun ciddiyetini Basın Kurumları ile paylaşmaya karar verdim. Hükümet, FETÖ’nün çok sayıda uyuyan hücresinin (Operasyonlar için rezerv bekletilen tetikçiler) olduğunun yeni farkına vardı. Belki daha önceden birileri kulaklarına üflemiştir ama o zamanlar can ciğer kuzu sarması olduklarından muhterem hocaya bunu konduramadılar sanırım.

Bildiğiniz gibi 19.01.2007 tarihinde bir saldırı sonucu merhum Hrant Dink aramızdan ayrıldı. Bu konuda Mahkeme bazı kararlar verdi. Dava yeniden görülmeye başlandı. Bu kararlara katılırız yada katılmayız ama daha da önemlisi saldırıdan sonra geride çok önemli sorular bıraktı.

Örneğin, saldırıyı gerçekleştirenlerin arkasında örgüt var mı yada varsa hangi örgüt var gibi !

Hrant Dink davası ile ilgili aslında sorulacak çok soru var. Ama burada dikkat edilecek nokta Hrant Bey gibi tehdit edilen yada risk altında olan biri hakkında devletin neden gerekli önlemleri almak istemediği. Bence sorunun özü burada yatıyor. Devletin benzeri bir çok olayda maalesef otorite boşluğunu görüyoruz, bu boşlukta maalesef zaman zaman yabancı zaman zaman yerli aktörler tarafından dolduruluyor. Nüfuz oyunları, manipülasyonlar vesaire.

Ben bu konuda az evvel de söylediğim gibi durumun ciddiyetini anlatmak için basın kurumlarına aktarmaya karar verdim. Aşağıda, Türkiye Gazetesi ile ilgili yapmış olduğum röportaj dökümün bir bölümü bulunuyor. Röportajın yapıldığı tarih : 17 Ocak 2014. Dikkatinizi çekerim daha o zamanlar AKP hükümeti ile FETÖCÜLER arasında meydan muharebesi daha başlamamış. Hükümet o zamanlar FETÖCÜ avına çıkmamıştı. Örgüt o zamanlar hala büyük oranda gücünü koruyordu. Polis, Asker, Bürokrasi içinde pusuda bekliyorlardı. Ben buna rağmen her türlü riski göze alarak hatta 2001 yılında bu örgüt tarafından kaçırılıp 3 gün boyunca işkence görmeme rağmen durumu basına ilettim. Doğal olarak FETÖCÜLERİN medyasından tek bir kişi bile ilgilenmedi. Diğer medya grupları da doğal olarak örgütün hışmından korktular. Bir tek cesur TÜRKİYE GAZETESİ çıktı. Ama onlarda benim anlattığım 1 saatlik röportajı kuşa çevirip 4 satırda okuyucularına servis ettiler. Tabi 4 satır röportajı okuyanlar doğal olarak hiçbir şey anlamadı. Beni de olayın göbeğinde olan asıl fail değil de oradan geçerken olaya şahit olmuş gariban vatandaş modunda aktardılar. Durum böyle olunca röportaj vermenin de kıymeti harbiyesi kalmadı.

İsteyenler için röportajın linkini aşağıda veriyorum.

MUHSİN YAZICIOĞLU DAVASI /// Erkut Ersoy : Muhsin Yazıcıoğlu ve Hrant Dink aynı ölüm listesindeydi ///

https://stratejikoperasyon.wordpress.com/2014/04/03/muhsin-yazicioglu-davasi-erkut-ersoy-muhsin-yazicioglu-ve-hrant-dink-ayni-olum-listesindey-di/

İLGİLİ HABERİN ORJİNALİ : http://www.turkiyegazetesi.com.tr/gundem/125030.aspx

Peki…

Röportajda aktarılmayanlar neydi diye soracak olursanız onu da kısaca aktarayım.

Daha önceki yazımdan hatırlayanlar bilirler, ben FETÖ ÖRGÜTÜ’nün ilgi alanına 2001 yılında girdim. Bu tarihlerde devlet için bazı istihbari faaliyetlerim vardı. Ne gibi faaliyetlerim olduğunu uzun uzadıya anlatmayacağım. İsteyenler Ergenekon İddianamesini ve delil klasörlerini inceleyebilirler.

İLGİLİ HABER LİNKİ AŞAĞIDADIR.

ÖZEL DOSYA : 17.05.2006 DANIŞTAY SALDIRISININ (ALPASLAN ARSLAN) FAİLİ FETÖ ÖRGÜTÜ’DÜR /// İŞTE DELİLLERİ ///

http://www.ozelburoistihbarat.com/ozel-dosyalar/ozel-dosya-17-05-2006-danistay-saldirisinin-alpaslan-arslan-faili-feto-orgutu-643

Örgüt önce kibarca kendileri için çalışmayı teklif etti, red ettim. Daha sonra örgüt beni kaçırarak 3 gün boyunca işkence yaptı. Ama istedikleri cevabı vermekte direndiğim için uzatmadılar ve öldürmeden bıraktılar. Anlaşılan ölüm işlerine yaramıyordu. Bu süreçte sürekli 7/24 hassas kontrole tabi tutuldum. Ara sıra e-posta mesajı atıp beni bazı operasyonlarda kullanacaklarını, hazır beklememi, kabul etmez isem ve bunu herhangi bir yada birileri ile paylaşırsam beni ve ailemi yok edeceklerini söylediler. Aynı Danıştay saldırısında kullandıkları Alparslan Aslan gibi, yada Zirve Katliamını yapan Emre Günaydın gibi, yada Hrant Dink’i öldüren Ogün Samast yada Rus Büyükelçi Karlov’u öldüren Mevlüt Mert Altıntaş gibi. Örgütün tetikçi tarlasında hasatını bekleyen çok sayıda aday bulunuyor. Halen de durum böyledir.

Aileme bir şey yapacaklarını çok iyi bildiğim için sesimi çıkaramadım. Savcılığa da gidemedim. Sadece MİT İSTANBUL BÖLGE BAŞKANLIĞI’na 2 sayfalık bir not ile bilgi verdim ama önlem alınmadı. Bu örgüt boşa konuşmaz. Eğer tehdit ediyorsa gereğini yapar. Çünkü ellerinde her türlü imkan, lojistik destek, tetikçi, maske, para, yardım ve yaltakçı, uluslararası destek ne ararsanız vardır. Son derece ciddiye alınması gereken bir örgüt olduğunu kamuoyu yeni yeni kavrıyor. Ama ben o zamanlar bu örgütün bir ahtapotun kolları gibi her yanı sardığına emin oldum. İletebildiğim her yere iletmeye çalıştım.

Özellikle çok pahalı olan ÇOK GİZLİ UYDU HABERLEŞME SİSTEMLERİ’ne bile erişimlerinin olması bu örgütün CIA yada onunda üstünde bir ÜST AKIL / KÜRESEL GÜÇ tarafından taşeron olarak kullanıldığını anlamama yetti. Gücümün çok üzerinde savaşamayacağım bir yapı ile karşı karşıyaydım ve tek çarem dediklerini yapacakmış gibi hareket etmekti. Anladığım kadarı ile benim ile ilgili planları beni rezervde tutup bazı ses getirecek suikast eylemlerinde tetikçi olarak kullanmaktı ancak bu talimat uzun süre gelmedi. Son mesaj attıklarında bana bir liste gönderdiler ve içlerinden tanıdığım ve birebir görüştüğüm kişiler olup olmadığını sordular. Hiçbiri ile birebir görüşmem olmadığını cevaben gönderdim.

Bu yazışmalarımı ileride başıma bir şey gelirse diye hard diskimde silmeden muhafaza ediyordum ama ne hikmetse Ergenekon davasından tutuklandığım esnada kullandığım tüm hard diskler delil klasörüne resmi olarak kaydolduğu halde istihbari faaliyetlerimle ilgili tuttuğum tüm arşivim ve yazışmalarımın olduğu hard disk delil klasörüne kaydedilmedi. FETÖCÜ İSTİHBARAT DAİRE BAŞKANI Ramazan Akyürek ve ekibi tarafından alıkonuldu ve halen akibeti hakkında hiç kimsenin bir bilgisi bulunmuyor.

Bu listede Alevi, Sünni ve Yahudi din ve kanaat önderleri, bir takım AKP ve diğer partilerden siyasetçiler, bazı bürokratlar, Milletvekilleri, bazı Gazeteciler olmak üzere kalabalık bir listeydi. İçlerinde merhum Hrant Dink ve Muhsin Yazıcıoğlu’da vardı. Sayısını hatırlayamıyorum. Liste gelince beni bu liste içinden birilerine suikast düzenlettireceklerini anladım. Tek çarem ya yurt dışına çıkmaktı yada ikametimi başka bir ile almaktı. Yurt dışına çıkma imkanım o dönem için yoktu ben de Düzce’ye taşınarak kendimce bu sorundan kurtulmaya karar verdim. Ancak orada da hassas kontrol devam etti. Tahminlerime göre beni tetikçi olarak kullanmaktan vazgeçip başka bir amaç ile kullanmaya karar verdiler. Yada benim bilmediğim başka planları vardı. Bunu bu küresel gücün derin merkezi bir gün ifşa olursa umarım öğrenirim. Yada her zaman olduğu gibi tarihin tozlu raflarında beklemeye devam edecektir.

2008 yılının Ocak ayına kadar göz hapsi ve hassas kontrol devam ettirildi. Ancak sanıyorum benimle ilgili operasyonel planları ya birileri tarafından durduruldu yada yukarılarda bir yerlerde uygun bulunmadı (Nedendir bilemiyorum) beni de meşhur Ergenekon tiyatrosuna figüran yaptılar. Tutuklayıp pasifize etmeyi herhalde daha uygun görmüş olacaklar ki böyle bir tasarrufta bulundular. Belki onlar için robot bir tetikçi profiline çok uygun değildim, belki de bilmediğim başka bir sebebi vardır.

Ama tek bildiğim benimle beraber ülkenin onlarca aydını, askeri, polisi, gazetecisi, milletvekili, bürokratı bu tiyatroda benimle aynı akibeti paylaştılar. Ondan sonrası malum hikaye. Silivri Dinlenme Tesislerinde 3 yıl 1 haftalık hapis hayatı, ardından 11 sene 15 günlük mahkumiyet kararı süreci yaşadım. Allahtan hükümet ile örgüt menfaat çatışmasına girdiler ki biz de bu çatışmadan sıyrılıp hayatımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Ama bu menfaat çatışması ne kadar sürer bilemiyorum. Gün gelir savaşan taraflar tekrar barış çubuğu içerse belki bize yine Silivri yolları çıkabilir.

Değerli okuyucular, bunu neden anlatıp zamanınızı çaldım. Kısaca onu da izah edeyim.

Burada bahsedilen örgüt alnı secdeye değen mütedeyyin vatandaşlardan oluşmuyor. Bugün gelinen noktada tüm vatandaşlarımız bunu çok iyi anlamıştır umarım. Bu örgüt ABD ve AVRUPA istihbarat servisleri için maymuncuk yani anahtar görevi üstlenen bir casusluk şebekesidir. Ellerindeki teknik imkan ve kabiliyet bugün MİT’te dahi yoktur. Buna emin olabilirsiniz. Yeri geldiğinde örgüt, küresel güçleri, küresel güçlerde örgütü kullanıyor. Ancak küresel güçlerin Ortadoğu planlarında önemli bir yeri var. Bu nedenle bu planlar devam ettiği müddetçe bu işbirliği devam edecektir.

Bu nedenle tüm vatandaşlarımızın Sayın Tayyip Erdoğan’ın açıkladığı MİLLİ SEFERBERLİĞE iştiraki son derece önemlidir. Bugün gerekli önlemler alınmaz ise küresel güçlerin elinde sömürge olmaktan öteye geçemeyiz. Kemalisti, AKP’lisi, CHP’lisi, MHP’lisi demeden bu ortak düşmana karşı birlik olmalıyız. Her ne kadar siyasi düşünceler farklı olsa da ülke menfaatleri için bunu düşmanı defedene kadar rafa kaldırmalıyız. KANDIRILMAYA İZİN VERMEDEN, DOLMUŞA VE TUZAKLARA DÜŞMEDEN, Ergenekon ve Balyoz gibi hatalar yapmadan akılcı politika ve stratejilerle hareket etmeliyiz. Çünkü bu ordunun silahlı kuvvetlerini ve dinamik gücünü felç ederseniz yarın para verseniz de kimse size paralı askerlik yapmaz.

Yazdıklarımı okuma zahmetine katlandığınız ve zaman ayırdığınız için teşekkür eder, saygılarımı sunarım.

Erkut Ersoy

İstihbarat Uzmanı

ÖZEL BÜRO GRUBU

ÖZEL HARP & PSİKOLOJİK HARP DOSYASI : FETÖ ÖRGÜTÜ’NÜN PSİKOLOJİK OPERASYON EKİBİ VE AMERİKAN KONSOLOSLUĞU SALDIRISI

Değerli Yurtseverler,

Bir çoğunuz hatırlar. Daha 5-6 yıl öncesine kadar CIA’nin planlaması ve taşeronu FETÖ ÖRGÜTÜ’nün icraatiyle bir ERGENEKON öcüsü yaratıldı. Bu öcü kamuoyuna o kadar pompalandı ki normal vatandaşlar bile her işin altında ERGENEKON ÖRGÜTÜ aramaya başladılar. Artık “kızımı Ergenekon kaçırdı” diyen mi ararsın “Ergenekon arabama zehirli kene koydu” diyen mi ararsın her çeşit hurafe ortalıkta dolanır oldu. Bu ortamı psikolojik olarak hazırlayan FETÖ ÖRGÜTÜ MEDYASI’da bu sobaya odun üzerine odun atıp harladı.

Amaçları ERGENEKON sanıklarını yurtsever kişiler değil, tam tersine menfaat peşinde koşan, resmi devlet kimliklerini paravan olarak kullanıp iş adamlarına çöken, haraç alıp uyuşturucu ticareti yapan ve her kirli işin altından çıkan bir mafya örgütlenmesi olarak lanse etmekti. Ve bu planı da gayet güzel uyguladılar. Hayatları boyunca devlete özverili şekilde hizmet etmiş kahraman subaylarımız, şerefli, onurlu gazetecilerimiz, bir kuruş rüşvet almamış bürokratlarımız, siyasetçilerimiz, akademisyenlerimiz ve Ergenekon haricinde nezarethane görmemiş yüzlerce kahraman yurtseverin yanına onların adını bilinçli olarak kirletmek için Danıştay, Zirve, Rahip Santoro saldırılarını düzenleyenleri ve bilumum gayri meşru mafya babasını da kattılar ki böylece kamuoyunun operasyon için ikna edilmesinin yolu açıldı. İstihbarat jargonunda bunun adına “PSİKOLOJİK HARP OPERASYONU” deniyor. FETÖ ÖRGÜTÜ’de kendisine bağlı Polis, Savcı, Hakim ve Sözde Gizli Tanıklar ile bu planı çok güzel uyguladı. Medyada emirlerinde olunca bu psikolojik operasyonu kamuoyuna servis etmek çocuk oyuncağı oldu.

Bu süreç içinde hatırlayınız onlarca Ergenekon Sanığı hakkında FETÖ medyasında ve ona inanan (Daha sonra da kandırıldığını söyleyen AKP MEDYASI) havuz medyasında asılsız haberler çıktı. Her gün Polis ve İstihbarat birimlerine isimsiz ihbarlar yağdı. Erken kalkanlar GİZLİ TANIK oldular. Tam bir tiyatro sahnesi. Hepsi FETÖ’cü Polis ve İstihbaratçıların tasarrufu ile yapıldı.

Ergenekon Sanıklarının topyekün üzerine gidildi. İş adamlarına ödeyemecekleri vergi cezaları kesildi, Akademisyenlere görevden el çektirildi, İş güç sahibi olanların işlerine son verildi, haklarında el altından planlı dedikodular yayıldı, yıpratılmaları için her türlü psikolojik operasyon unsurları uygulandı. Sanıkların bu iddialara cevap vermeleri mümkün olmadığı için uygulanan karalama ve çamur atma operasyonu bir bakıma başarıya da ulaştı. Sanıklar hançerlerini yırtarcasına gerçekleri her duruşmada bağırdı, medyaya, siyasi partilere mektuplar gönderildi, haberler tekzip edildi ama ne FETÖ medyası ne de HAVUZ medyası bu itibarsızlaştırma operasyonundan geri adım atmadı. Çünkü arkalarında CIA’nin korumasında olan ve ABD’nin BOP-BİP projesi kapsamında kullandığı Fetullah hoca ve ajan şebekesi vardı.

Sonra, canciğer kuzu sarmaları olan FETÖCÜLER ile AK PARTİLİ’lerin arasına karakedi ve darbe girdi. Maske düştü kel göründü. Her ne kadar bazı siyasiler darbenin kontrollü olduğunu söyleseler de bu da gizli kalmayacak ve ergeç gerçekler gün yüzüne çıkacaktır.

İşte bir örnek olması açısından o dönem FETÖCÜ’lerin kontrolünde olan ve bilhassas CIA’nin planlaması ile yaptırılan bir Psikolojik Operasyon haberine dikkat çekiyoruz. Bu haber ile ABD’nin Ergenekon Operasyonuna direkt olarak müdahilliği sağlanacak ve bir taşla birden fazla kuş vurulacaktı.

Bu haber yayınlandıktan sonra Grup Sözcümüz Erkut beyin Kandıra F tipi Cezaevindeki koğuşu 40 Asker, 20 Gardiyan ile didik didik arandı ama değil terörist Erkan Kargın ile görüştüğü cep telefonu, çakı dahi bulunmadı.

Size bu haberi neden ilettik onu da kısaca anlatayım.

FETÖ ÖRGÜTÜ, psikolojik olmak üzere tüm ÖZEL HARP operasyonlarını uygulayabilecek kabiliyette olan bir örgüttür. Kendisine samimiyetle inanan büyük bir mütedeyyin vatandaşımız safiyane bir şekilde müridleri olmaya devam ediyor. Ama bu örgüt içinde görev alanların çoğu ABD istihbaratı tarafından özel olarak yetiştirilmiş profesyonel ajanlardır. Ve görevleri CIA’nin bölgedeki çıkarlarına uygun olarak, yeni dünya düzeni içinde Türkiye’nin ve diğer müslüman ülkelerin yönetimlerinin yeniden revize edilmesini sağlamaktır. Buna kimileri BOP kimileri ise BİP diyor.

Erkut bey ise üzerine atılan bu çamurun etkisinde elbette ki kalmadı. Şu anda ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU’nun yurtsever çalışmaları içerisinde Grup Sözcülüğü yaparak vatanına hizmet etmeye devam ediyor. Ömrü boyunca da edecek. İleride faaliyetleri yüzünden belki başka kumpasların da mağduru olabilir. Siyasi konjonktür buna müsait. Tabi ÖZEL BÜRO GRUBU’nun gönüllü yurtseverleri olarak bizler de aynı riski taşıyoruz. Ama risk olmadan, bedel olmadan, zarar görmeden gerçek yurtsever olunmuyor. Eğer bu yolda yürüyeceksek elbette ayağımıza değecek taşı da hesap edebilmeli, göğüsleyebilmeliyiz. Zoru başarırız, imkanız biraz zaman ister.

Herkesin bildiği bir sözü burada tekrar edeyim.

SONUNU DÜŞÜNEN KAHRAMAN OLAMAZ.

Şimdi isterseniz aşağıdaki linkten haberi inceleyin.

Yusuf Özbek

ÖZEL BÜRO GRUBU Yönetici

yusuf.ozbek.turkiye

LİNK : http://arsiv.sabah.com.tr/2008/09/20/haber,3098C646FEE34544861435176ECBA30A.html

DUYURU : PKK’NIN VE ERMENİ ÇETELERİNİN BAŞ DÜŞMANI KAHRAMAN TÜRK SUBAYI VELİ K ÜÇÜK’Ü TANIYOR MUSUNUZ ?

Değerli Yurtseverler,

Komutanım olmasından onur duyduğum çok sayıda değerli Komutanım var. Türk Silahlı Kuvvetlerinin kahraman binlerce subayı bulunuyor. Ama bazıları emekli olduklarında anında unutuluyorken bazıları var ki görev süreleri boyunca yaptıkları efsanevi faaliyetler nedeniyle emekli olduktan yıllar sonra bile adları iftiharla konuşuluyor. O komutanlarımızın sayısı elbette çok fazladır ama içlerinde benim şahsen tanımaktan ve hizmetinde olmaktan her zaman gurur duyduğum biri var ki anlatmadan geçemeyeceğim.

Ermeni Çetelerinin ve PKK TERÖR ÖRGÜTÜ’nün en büyük düşmanı Tuğgeneral Veli Küçük’ten biraz bahsetmek isterim izninizle.

Aslında komutanım hakkında konuşmak bana düşmez ancak değerli komutanım sessiz bir kahraman olarak faaliyetlerinin bir övünç kaynağı olarak görülmesini pek hoş karşılamaz. Görev görevdir. Yapılması gerekenler yapıldı.

Ancak Türkiye’nin PKK Terörüne neredeyse teslim olduğu, güneydoğu sınırının heryerden delindiği ve kaçakçıların hergün tonlarca kaçak silahı, uyuşturucu ve ticari malları delinen sınırdan bir buraya bir öteye taşıdığı yıllarda kelle koltukta çalışmak her babayiğidin harcı değildir. Veli komutanımız görev süresince öyle bir mücadele sergiledi ki – ki detaylarına bir kısmı devlet sırrı olduğu için burada değinmeyeceğim – PKK’nın ve kaçakçıların bir numaralı hedefi oldu.

Komutanımda her subayda bulunmayan çok ender bir İSTİHBARAT yeteneği vardır. İstihbaratçılık aslında öğrenilebilir bir meslektir ama yeteneğiniz varsa başarılı olursunuz. Bu da doğuştan gelir. Eğer mayanızda istihbaratçılık yoksa ünlü Nazi İstihbarat Subayı ve bugünün istihbarat yöntemlerinin mimarı olan Reinhard Gehlen (Gehlen hakkında buraya tıklayınız) hocanız bile olsanız nafile, başarı şansınız sıfırdır. Ancak komutanım da bu yetenek doğuştan vardı ve o da bu yeteneğini görevi boyunca başarılı bir şekilde uyguladı.

Hiç düşündünüz mü ? Bugüne kadar Türk Silahlı Kuvvetleri’nden binlerce General emekli oldu. Kaçının adını hatırlarsınız ? Ama Veli Küçük adı her zaman gündemdedir. Bunun sebebini merak ettiniz mi ?

Ben söyleyeyim.

PKK ve diğer TERÖR ÖRGÜT’lerinin bugün bile ismini duyduğunda titrediği birkaç kişiden biridir. PKK ve diğer örgütler neden bu kadar korkuyor konusunu inşallah ölmez yada tutuklanmaz isek başka bir yazının konusu yapalım.

Veli Küçük Paşa aynı zamanda iyi bir asker olduğu kadar gerçek bir yurtseverdir. Emekli olduğunda köşesine çekilip çiçek yetiştirmek, tv seyretmek yerine aktif olarak mücadelenin içinde bir nefer gibi dimdik savaşıyor. 60 senedir mücadelenin içinde. İşte bu mücadelesi yüzünden dostundan çok düşmanı var. Komutanım, mücadelesi sürecinde çokta bedel ödedi. Canı kadar sevdiği oğlu Cem Küçük, Kaçakçıların düzenlediği bir saldırı da 5 yaşındayken hayatını kaybetti. Bu konudaki haberi aşağıdan okuyabilirsiniz.

Peki kim bunlar bir bakalım.

  1. Özellikle ülkemizde metropollerde bulunan “HEPİMİZ HRANT’IZ HEPİMİZ ERMENİYİZ” diye nara atan, Sözde Soykırım için “TÜRKLER ERMENİLERİ KATLETTİ, KABUL EDİN” diyen sözde liboş özde Ermeni sempatizanları bir numaralı düşmandır.
  2. Bebekleri kundaklarında katleden PKK’lılar ve diğer terör örgütlerinin tetikçileri bir numaralı düşmanıdır.
  3. Ülkenin ekonomisinin özüne kibrit suyu döküp ateşleyen Kaçakçılar bir numaralı düşmandır.
  4. Masum iş adamlarının servetine çökmeye çalışan Organize Mafya bir numaralı düşmandır.
  5. Menfaat çeteleri ve vatan hainleri bir numaralı düşmandır.
  6. Her dönem güçlüden ve iktidardan yana tavır alıp kalemini, kamerasını, köşesini kiralayan, satan YALAKA BASIN bir numaralı düşmandır.

Hatta öyle düşmandır ki Komutanımızın bir takım (Ünlü Mafya Babası Sami Hoştan ve Ülkücü Reis Sedat Peker vb.) kişilerle olan dostluğunu öne sürerek her zaman çamur atma, karalama yoluna gitmişlerdir. Ama bilmedikleri yada görmedikleri bir şey var. Komutanımız bir istihbarat subayıdır ve istihbaratın bir numaralı kuralı da “İSTİHBARATIN KAYNAĞINDAN TEMİN EDİLMESİDİR”

Şöyle izah edeyim.

Eğer bir terör örgütü hakkında bilgi alacaksanız bunu sokağınızdaki manavdan yada berberden almazsınız. İstihbari yöntemler kullanırsınız. Yani örgüt içinden muhbir ve ajan devşirirsiniz. Kısacası içerden bilgi alırsınız. Bu yöntem dünyadaki tüm istihbarat servislerinde aktif olarak kullanılan ve bilinen bir yöntemdir. Filmlerde bile binlerce kez canlandırılmıştır. Komutanımızda Sami Hoştan ve Sedat Peker aracılığı ile yeraltı dünyasını ve terör örgütlerini kontrol etmiştir. Konu bu kadar basit ancak ayaklarına basılan, zarar gören menfaat çeteleri her zaman olduğu gibi bu durumu da suistimal ederek Komutanımızı karanlık biri gibi lanse etmeye çalıştı. Hatta bir dönem de başardı diyebilirim. Ama altın çamura düşse de değerinden bir şey kaybetmez. Komutanım da aynen öyle. O kadar karalamaya, iftiraya, hakarete karşı asil bir Türk subayı olarak dimdik durdu. Komutanım, Ergenekon Duruşmalarında bu iftira kampanyasını çok detaylı bir şekilde anlattı. Merak edenler aşağıda bulunan linkten savunmasını indirip okuyabilirler.

VELİ KÜÇÜK KOMUTANIMIZIN ERGENEKON DAVASINDAKİ SAVUNMASINI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

Neyse, Komutanımı anlatmaya bir ömür yetmez. Eğer anlattıklarımı yeterli bulmadıysanız en iyisi VELİ KÜÇÜK PAŞA’yı bir de kendisinden dinleyin.

KİTAP TAVSİYESİ : BEN VELİ KÜÇÜK /// YAZAR : HİKMET ÇİÇEK ///

http://www.ozelburoistihbarat.com/tavsiyeler-analizler/kitap-tavsiyesi-ben-veli-kucuk-yazar-hikmet-cicek-3659

Buradan ben de Komutanıma bir selam edeyim izninizle.

“Komutanım, seni tanımaktan, emrinde olmaktan her zaman onur duydum. Üniformanın değil yüreğin önemli olduğunu, gerçek yurtseverliği seninle öğrendim. Seni örnek aldım ve hayatım boyunca alacağım. Her zaman emrindeyim.

Erkut Ersoy

İstihbarat Uzmanı & ÖZEL BÜRO GRUBU

Veli Küçük kimdir ??

Veli Küçük, 9 Mayıs 1944 tarihinde Bilecik ilinin ilçesi Gölpazarı, Türkmen Köyü’nde çiftçi bir ailenin dört çocuğundan birisi olarak doğmuştur. 1963 yılında Kuleli Askeri Lisesi‘ni bitirdi. 1965 yılında Kara Harp Okulu‘ndan mezun oldu. Veli Küçük, ünlü susurluk kazasının meydana geldiği 3 Kasım 1996 tarihinde İzmit Jandarma Alay Komutanı idi. Edirne, Van, Eskişehir, Ağrı, Kocaeli ve Hatay İl Jandarma Alay Komutanlıkları görevlerinde bulundu. 1996 yılında tuğgeneral oldu. Tuğgeneral olduktan sonra Giresun Bölge Komutanlığı’nın kuruluşunda bulundu ve 1998 yılına kadar Giresun Jandarma Bölge Komutanlığı görevi yaptı. 1998 yılında Çanakkale Tugay Komutanlığına tayin oldu. O görevde iken Çanakkale Tugay Komutanlığı Bilecik iline yer değiştirdi. 2000 yılında tuğgeneral rütbesinin sonunda emekliye ayrıldı.

Veli Küçük, 22 Ocak 2008 tarihinde SÖZDE Ergenekon örgütüne yönelik düzenlenen operasyonda HUKUKSUZ ŞEKİLDE gözaltına alındı. 26 Ocak 2008 tarihinde tutuklandı. Hakkında 2 kez ağırlaştırılmış müebbet ve 239 yıldan 524 yıla kadar hapis istemi ile dava açıldı. 5 Ağustos 2013’te İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından karara bağlanan Ergenekon davasında iki kez ağırlaştırılmış müebbet hapis ve 99 YIL hapis cezasına çarptırıldı.

Veli Küçük’ün avukat kızı Sn. Zeynep Küçük’ün uzun tutukluluk nedeniyle itirazının değerlendirilmesi üzerine 11 Mart 2014 tarihinde İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi adli kontrol tedbiri kapsamında yurtdışına çıkış yasağı ile birlikte tahliye kararı verdi.

HABER LİNKİ : http://www.hurriyet.com.tr/olen-oglunu-unutamiyor-39008663

Ölen oğlunu unutamıyor

Susurluk skandalı sonrası çeteyle bağlantısı olduğu iddia edilen Giresun Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Veli Küçük, Antalya’da karargâhı ortaya çıkarılan ‘Yeşil’kod adlı Mahmut Yıldırım’a, üzerine kayıtlı 0542 214 50 21 numaları cep telefonunu kullandırdığı iddiasıyla yeniden gündeme geldi. Van, Ağrı, Edirne ve Kocaeli illerinde Jandarma Alay Komutanlığı görevlerinde bulunan ve 1996 yılında generalliğe yükseldikten sonra Giresun Jandarma Bölge Komutanlığı’na atanan Tuğgeneral Veli Küçük, hakkındaki tüm iddialar karşısında susmayı sürdürüyor.

CİNAYET GİBİ

1970’li yıllarda Hatay’ın ilçelerinde görev yapan yapan Küçük’ü tanıyanlar, gözüpek bir subay olduğunu, oğlunun ölümünün yaşamında derin bir iz bıraktığını söylediler. Tanıyanların anlattığına göre, henüz Üsteğmen rütbesiyle Samandağ İlçesi’nde Çevlik Seyyar Jandarma Karakol Komutanı olan Veli Küçük, sınırda kaçakçılık yapanlarla amansız bir mücadele başlattı. Suriye sınırından kaçakçılık yapanlar, kendilerine göz açtırmayan Üsteğmen Veli Küçük’ü kaza süsü vererek öldürmek istediler. Üsteğmen Veli Küçük, eşi ve 5 yaşındaki oğlu Cem’le birlikte Samandağ’da gezmeye çıktıkları bir sırada, birileri üzerlerine hızla otomobil sürdü. Eşi yara almadan kurtulurken, Veli Küçük’ün ayağı kırıldı, 5 yaşındaki oğlu Cem de otomobil altında can verdi.

AYLARCA YATTI

Oğlunun kaza sonucu değil, kaçakçıların planlı saldırısı sonucu öldürüldüğünü söyleyen Üsteğmen Veli Küçük, İskenderun Asker Hastanesi’ne kaldırıldı. Uzun süre hastanede yatan Üsteğmen Küçük, kaçakçılara karşı başarılı çalışmalarından dolayı rütbe verilerek ödüllendirildi. Yüzbaşı olan Veli Küçük, Samandağ’dan alındı ve İskenderun İlçe Jandarma Karakol Komutanlığı’na atandı. İskenderun’daki görevi sırasında Yüzbaşı Veli Küçük’ü iyi tanıyanlar, Samandağ’daki kaza süsü verilen olayda oğlunun ölmesini unutamadığını, bu nedenle o yıllarda birkaç yaşında olan kızının üzerine titrediğini söylediler.

ALBÜMDEN FOTOĞRAFLAR

DUYURU : SİZLER DE EĞER İSTERSENİZ YAZI VE LİNK GÖNDEREREK YAYINLARIMIZA YAZAR VE PARTNER OLABİLİR SİNİZ /// ÖZEL BÜRO BLOGLARI HİZMETİNİZDE

Değerli Üyeler;

Grubumuza ait 13 adet blog bulunuyor. Grubumuzda 2001 yılından bu yana strateji, komplo teorileri, istihbarat, teknoloji, mizah, araştırma, terör, bilişim, mk ultra, haarp, New World Order (Yeni Dünya Düzeni) ve daha bir çok konuda paylaşım yaparak üyelerimizi her konuda elimizden geldiğince bilgilendirmeye çalışıyoruz. Eğer eksiğimiz yada hatamız olmuşsa yada olursa şimdiden affola.

AKTİF BLOG’larımız

Blogları takip etmek için TAKİP ET butonuna tıklamanız yada e-posta adresini kaydetmeniz yeterlidir.

STRATEJİK PLAN

http://stratejikplan.wordpress.com (Tıklayın)

(AKP HÜKÜMETİ BLOGU YURT İÇİNDEN ERİŞİME KAPATTI. VPN İLE YURT İÇİNDEN ERİŞİLEBİLİYOR)

STRATEJİK GÜVENLİK

http://stratejikguvenlik.wordpress.com (Tıklayın) – SİTE FAAL DURUMDA !!!!

YÜKSEK STRATEJİ

http://yuksekstrateji.wordpress.com (Tıklayın)

(AKP HÜKÜMETİ BLOGU YURT İÇİNDEN ERİŞİME KAPATTI. VPN İLE YURT İÇİNDEN ERİŞİLEBİLİYOR)

İSTİHBARAT SAHASI

http://istihbaratsahasi.wordpress.com (Tıklayın)

(AKP HÜKÜMETİ BLOGU YURT İÇİNDEN ERİŞİME KAPATTI. VPN İLE YURT İÇİNDEN ERİŞİLEBİLİYOR)

DERİN İSTİHBARAT

http://derinistihbarat.wordpress.com (Tıklayın)

(AKP HÜKÜMETİ BLOGU YURT İÇİNDEN ERİŞİME KAPATTI. VPN İLE YURT İÇİNDEN ERİŞİLEBİLİYOR)

DERİN STRATEJİ

http://derinstrateji.wordpress.com (Tıklayın)

(AKP HÜKÜMETİ BLOGU YURT İÇİNDEN ERİŞİME KAPATTI. VPN İLE YURT İÇİNDEN ERİŞİLEBİLİYOR)

İSTİHBARAT ALANI

http://istihbaratalani.wordpress.com (Tıklayın)

(AKP HÜKÜMETİ BLOGU YURT İÇİNDEN ERİŞİME KAPATTI. VPN İLE YURT İÇİNDEN ERİŞİLEBİLİYOR)

STRATEJİK İSTİHBARAT

http://stratejikistihbarat.wordpress.com (Tıklayın) – SİTE FAAL DURUMDA !!!!

STRATEJİK OPERASYON

http://stratejikoperasyon.wordpress.com (Tıklayın) – SİTE FAAL DURUMDA !!!!

İSTİHBARAT VE ANALİZ

http://istihbaratveanaliz.wordpress.com (Tıklayın)

(AKP HÜKÜMETİ BLOGU YURT İÇİNDEN ERİŞİME KAPATTI. VPN İLE YURT İÇİNDEN ERİŞİLEBİLİYOR)

İSTİHBARAT BLOG

https://istihbaratblog.wordpress.com (Tıklayın) – SİTE FAAL DURUMDA !!!!

STRATEJİ SİTE

https://stratejisite.wordpress.com (Tıklayın)

(AKP HÜKÜMETİ BLOGU YURT İÇİNDEN ERİŞİME KAPATTI. VPN İLE YURT İÇİNDEN ERİŞİLEBİLİYOR)

TEKNOLOJİ VE ARAŞTIRMA (BİLİŞİM VE TEKNİK KONULAR)

http://teknolojivearastirma.blogspot.com.tr (Tıklayın) – SİTE FAAL DURUMDA !!!!

Değerli Üyeler;

Grubumuza sizler de eğer isterseniz ilgi ve kapsama alanımıza giren konularda yazı yada makale linkleri göndererek bloglarımızda yayınlayabilirsiniz. Gönderilen tüm yazı ve linkler etiğe bağlı kalınarak kaynak ve gönderen ismi belirtilerek yayınlanır. Bu şekilde süregelen beyin fırtınasına bir şimşekte siz çaktırabilirsiniz. Ne kadar çok bilgi o kadar kıymetli insan düsturuna herzaman bağlıyız. Bunu da şu ana kadar ki paylaşımlarımızla ifade ettiğimize inanıyoruz.

Eğer yazı ve link göndermek isterseniz Grup Yönetimi E-posta adresine (ozel-buro) gönderebilirsiniz.

Grup Adminlerimiz Yusuf Özbek, Savaş Kırçovalı ve Murat Tekeli beyler gelen tüm yazı ve linkleri kontrol ederek yayınlayacaktır. Bunun dışında ki soru, talep ve önerileriniz için Grup Sözcümüz Erkut Ersoy’a (yerkutersoy) yazabilirsiniz. Tüm iletileriniz en kısa sürede cevaplandırılacaktır.

Saygılarımızla;

ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU

www.ozelburoistihbarat.com

DUYURU : UYUŞTURUCU İLE MÜCADELE İÇİN BİZE DESTEK OLUN /// GENÇLERİMİZİ BU TUZAKTAN BİRL İKTE KURTARALIM

DUYURU : UYUŞTURUCU İLE MÜCADELE İÇİN BİZE DESTEK OLUN /// GENÇL ERİMİZİ BU TUZAKTAN BİRLİKTE KURTARALIM

GENÇLERİN YENİ GÖZDESİ : KROKODİL VE BONZAİ

Eroinden 3 kat daha ucuza imal edilebilmesi sebebiyle, kolay edinilebilen gaz, tiner gibi uçucu maddelerin kaynatılmasıyla elde edilen ve damardan enjeksiyonla ilk uygulamada bağımlılık yapan bu ev yapımı uyuşturucu, dokularda kangren, çürüme, organ kaybı, saç ve diş kaybı, mental bozukluklar gibi ölümcül etkilere sahip.

Uzmanlar, kas dokusunu içten dışa doğru çürüten ve son safhada kangren, etlerde dökülme gibi etkileri olan bu korkunç uyuşturucunun, Türkiye’de de yaygınlaşmasından endişe ediyor.

Rusya’da 2.5 milyon kişinin bağımlısı olduğu ve ortalama yaşam süresini kullanıma başladıktan sonra 2.5 – 3 yıla kadar düşüren bu uyuşturucu, ilk kullanımdan sonra kısa zaman içinde cilt renginin yeşile dönmesine ve kangrene sebep oluyor. Kan damarlarındaki patlama yüzünden organlarını kaybeden bağımlıların çoğu beyin hasarı ve konuşma bozukluğu gibi etkilerden muzdarip.

Rusya’da gençler arasında kullanımı virüs gibi yayılan bu uyuşturucu dünyaya, 2002 yılında Sibirya ve Rusya’nın kuzey bölgesinden yayılmaya başladı ve kısa sürede kullanımı katlanarak arttı. Sadece 2011 yılında, Rusya Federal Uyuşturucu Kontrol Servisi 65 milyon doz uyuşturucuya el koydu.

CUMHURİYET YAZARI MUSTAFA BALBAY’DAN BONZAİ YORUMU

İstanbul’da orta halli bir aile düğününde resmi işlemler bittikten sonra gençlerin göbek atması için başlayan yüksek tonlu müziğin sözleri karşısında donup kaldım. Gençlerin tüm eklem yerlerini sarsarak dans ettiği şarkının sözleri tam bir “bonzai güzellemesi” idi.

Son dönemde medyada da sık yer alan, bulunması hiç de zor olmadığı anlaşılan, bonzai diye bilinen sentetik uyuşturucu demek ki insanların günlük yaşamına girmiş. Girmekle kalmamış, adeta bir yaşam biçimine, modaya dönüşmüş.

Pistte dans edenlerin ne kadarı şarkının sözlerinin farkındaydı bilmiyorum ama, tümünün iyi eğlendiği kesindi.

Bu durumu konuyla ilgili olabilecek kesimlerle paylaştığımda benzer örnekler verdiler.

Önceki gün 9 Eylül İzmir’in kurtuluşu törenlerine katıldıktan sonra Cumhuriyet Meydanı’nda yurttaşlarla sohbet ederken bir hemşire yanıma yaklaştı, uyuşturucu bağımlılığıyla mücadele eden bir kurumda çalıştığını söyledi, artan iş yüklerinden örnekler verdi. Özellikle bonzainin kolay ulaşılabilir olması nedeniyle adeta kullanım patlaması yaşandığını anlattı.

Uyuşturucu kullanımının böylesine yaygın hale gelmesi, akla ortaçağın veba salgınlarını getiriyor. Yine 9 Eylül törenleri sonrasında İzmir Kent Konseyi’nden bir başka grupla konuyu konuşurken şaşırtıcı bir durumu daha paylaştılar.

İzmir’de polis kimi uzmanlarla da işbirliği yaparak uyuşturucunun zararlarının öğrencilere anlatılması için bir eğitim planlamış. Potansiyel hedef olan kimi okullara gidip bu salgınla ilgili bilgilendirme yapılmış.

Sonuç ne olmuş dersiniz?

O güne dek hiç uyuşturucu ile ilgisi olmayan öğrenciler, “acaba bu nedir, birdeneyelim” deyip bonzai ile tanışmışlar.

Bu da gösteriyor ki, bilinçsiz bilgilendirme gerçek anlamda eğitim olmuyor. Yerine göre ters etki bile yapabiliyor.

Özellikle okul çağındaki kuşağı sardığı anlaşılan bonzai ile mücadele giderek toplumsal bir sorun haline geliyor.

Hükümetin bu ve benzeri konulardaki icraatı iki ana temele oturuyor. Birincisi hemen bundan da ideolojik bir fayda üretip propagandaya girişiyor. Örneğin kamuoyunca tanınmış, dik duruşu ile bilinen kimi sanatçılara hemen “uyuşturucu kullanıyor” yaftası yapıştırıyorlar. Oysa bununla gerçekten mücadele edilecekse öncelikli yapılması gereken; kimlerin kullandığından çok bu ticaretin kimin elinde olduğunu, piyasayı kimin yönettiğini ortaya çıkarmaktır.

İkincisi de sert bir yasakçılığa gitmek. Polisin iyi niyetli bir eğitim projesinden çıkan sonuçlar, yasağın tek başına çözüm olmadığını gösteriyor.

Uyuşturucu dünya tarihinde önemli bir kitle imha ya da devlet çökertme silahı olarak da kullanılmıştır. Bunun tarihteki önde gelen örneği, Çin’de 19. yüzyılda yaşanan afyon savaşlarıdır.

Batı, Çin’i klasik savaş yöntemleriyle yenemeyeceğini, sömürge haline getiremeyeceğini anlayınca, savaşçılığı ile tanınan Çinlileri etkisiz hale getirmenin yolunu buldu. Onları afyonla tanıştırdı. Afyon kullanmaya başlayan dinç, savaş sanatı ustası Çinli gençler sokak köşelerinde uyuşuk uyuşuk yatar oldu. Bunu fark eden Çin yönetimi, limanlardaki gizli afyon depolarına baskın düzenleyip afyon ticaretini bitirmeye çalıştı. Ancak biraz geç kalmıştı. Bu mücadelesi savaş getirdi ve yenildi. Sonuçta Batı’ya olağanüstü ayrıcalıklar tanımak zorunda kaldı.

Türkiye’deki güncel durum, başta bonzai olmak üzere uyuşturucunun ürkütücü bir hızla yayıldığını gösteriyor.

Bununla mücadelede birinci yol, gençlerimizi anlamak, onların yaşam sevincini artıracak bir Türkiye yaratmak…

EĞER ÇEVRENİZDE BU TÜR UYUŞTURUCU SATAN KİŞİLERİ GÖRÜR YADA DUYARSANIZ, SADECE ŞÜPHE DAHİ OLSA LÜTFEN BİLDİRİNİZ. KİMLİĞİNİZ KESİNLİKLE GİZLİ TUTULACAK VE İHBARINIZ RESMİ KURUMLAR NEZDİNDE TİTİZLİKLE TAKİP EDİLEREK SONUÇLANDIRILACAKTIR.

BU TÜR UYUŞTURUCULAR GENELLİKLE 18-28 YAŞ ARASI GENÇLİĞİN TAKILDIĞI CAFE, PUB, BAR TÜRÜ YERLERDE SIKLIKLA KULLANIMA SUNULUYOR. EĞER BÖYLE BİR ALIM – SATIM İŞİNE ŞAHİT OLDUYSANIZ YADA DUYUMUNUZ VARSA MUTLAKA TAKİBİNİ YAPARIZ.

İHBAR HATTIMIZA GİTMEK İÇİN BURAYA TIKLAYIN.

İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo